30 Mayıs 2017 Salı

Kitap Tanıtımı: STEFAN ZWEIG – SATRANÇ





Satranç pek çok kesimin sevdiği bir oyundur. Aslında sadece bir oyun değil strateji, ileri görme, plan yapma kısacası hayatın siyah beyaz karelere dökülmüş halidir. Bu düşüncenin fazlalığı belki de “Satranç” isimli kitabın okunması yüzündendir. Stefan Zweig'ın 1942 yılında intihar etmeden önce yazdığı son eserdir “Satranç”. Birçokları bu hikâyenin yazarın ölüme gidişinin ve bu kararının arkasındaki fikirlerini anlattığını düşünüyor. Yazarın hayatı biraz araştırıldığında bu düşüncenin gerçekli payı da yok değil.

Can Yayınları'ndan çıkan orijinal adı Schachnovelle olan “Satranç” Stefan Zweig'in Brezilya'daki sürgünde yazdığı ve en tanınmış eserlerinden biridir. Kitap, New York'tan Buenos Aires'e yolculuk yapan bir deniz vapurunda bir grup yolcunun gemideki kurgusal satranç şampiyonu Mirko Czentovic'in gemideki diğer yolcular tarafından partiye davet edilmesini ve şampiyonla oynanan satranç oyununu konu alıyor. Şampiyonun kazanmasıyla kaybedilmekte olan rövanşın ortasında oyuna Dr. B. adında bir başka yolcu daha katılıyor ve oyunu Dr. B kazanıp beraberlik elde ediyor. İşte bu zaferden sonra düzenlenen yeni bir müsabakada Dr. B’nin satrancı nasıl öğrendiğini anlıyoruz. Ve bu satrancı öğrenme hikâyesi baya dikkat çekici…

Bazı yazarlar “Satranç”ın Avrupa'daki mücadelenin ve yazarın kendi hislerinin sembollerle bir ifadesi olduğunu söylemektedir. Soğuk, cahil, sanattan ve kültürden anlamayan, iletişim kuramayan, kuralcı biri olan şampiyon çocukluk ve ilk gençliğini akıl geriliğinin tüm belirtilerini göstererek geçirmiş ve bir papazın merhametiyle büyümüştür. Bu da nazilerin, faşistlerin bir sembolüdür derler. Her maçını kazanmakta, satrancı sadece kazanmak için oynamaktadır. Karşısında ise satrancı seven bilen ama hepsi bir birinden farklı, birbirini tam anlamayan ama birbirini tamamlayan rakipler bulur. Bu rakiplerden biri olan anlatıcının satranç şampiyonunu Avrupa'dan Amerika'ya giden bir gemide görünceye kadar tanımaması daha sonra da onun hakkında bilgileri bir gazeteden okuması tesadüf değildir. Bu rakipler, Nazilere karşı koyan güçleri sembolize etmektedir. Şampiyonun karşısında çıkan en dişli rakip olan Dr. B ise yazarın duygularına tercüman olmaktadır. Onun gibi iyi bir aileden gelmiştir. Onun gibi Nazilerce kabaca işkence edilmek yerine ince ince yıldırılmıştır. Onun gibi sürgündedir. Rakibi çok iyi tanımakta, neler yapacağını adı gibi bilmektedir. Üstelik doğru hamleler konusunda da şaşmamaktadır. Ancak onun hassas ruhunun başka zayıf tarafları vardır ve bu mücadele ancak Dr. B'yi ölümüne yıpratacaktır. Dr. B'nin maç boyunca ve sonundaki ruh hali ölüme yaklaşan Zweig'ın ruh halini anlatmaktadır. Bu elbette faşizmin ve şiddetin karşısındakilerin hemen hepsinin yaşadığı bir çöküştür derler.

Satranç, hem kendi içinde müthiş anlatımı hem de hararetli senaryosuyla okunmaya değer bir novella hem de yazarının hayatındaki önemiyle ve anlattığı dönem şartları itibariyle kıymetli bir eserdir.  Kitap yazarı ve dönemi düşünülerek okunursa eğer okuyucuya daha da zevk verecektir. Bu eser bir solukta okuyacağınız ve elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir edebi zenginlikle bizleri baş başa bırakıyor.

İyi okumalar.

25 Nisan 2017 Salı

Kitap Tanıtımı: MEHMET HAYATİ ÖZKAYA – P.K. 546



Tarihi anlatırken hep söylenir ya, kimileri tarihi yaşar,  kimileri tarihi yazar diye. “P. K. 546” işte tam da böyle bir kitap.  İdealist bir neslin,  neler yapabildiği satır satır anlatılmış. O dönemdeki tarihi hem yaşayıp,  hem kaleme alan yazar Mehmet Hayati Özkaya hâlen görevine devam eden bir edebiyat öğretmeni.  Kitabı okuyup,  sade bir dille yazıların kaleme alındığını gördüğünüzde yazarın mesleğine ne denli âşık olduğunu görebiliyorsunuz.

Mehmet Hayati Özkaya, Adana Kültür Derneği çevresinde gelişen ve Türkiye tarihinde bir döneme ışık tutan hatıralar demetini derleyip toparlamış ve P.K. 546 isimli posta kutusuna koyarak kutuyu açanlara okunması için emanet edilmiştir. Aslından bir biyografi yazısı niteliği taşıyan kitap Ötüken Neşriyat tarafından bu yazıların daha fazla kesime ulaşması için kitap olarak yayımlanmıştır. Kitabın ismi neden P. K. 546 diye merak edenler olacaktır elbette. “P. K. 546” Adana Kültür Derneği’nin Adana Büyük Postane ’de bulunan posta kutusunun adıdır aslında.  Kitabın kahramanlarından Abdi'nin tabiriyle P. K. 546 PTT’nin en haysiyetli, en şahsiyetli, en karakterli ve en şerefli posta kutusudur. Fakat yazar yıllar öncesinden içinde toplanan mektuplara atıf yaparak kitabını yazıyor. Kimler yok ki o satırlarda ilk şehitler,  ilk başkanlar,  kurulan dernekler... Aslında satırlar dava adamının isterse neleri yapabileceğini gösteriyor bizlere.  Azmetmeyi, okumayı, okutmayı, öğrenmeyi ve en önemlisi bilgiyi paylaşmanın güzelliklerini seriyor gözlerimizin önüne.  Yaşamanın,  yaşatmanın ve Galip Erdem’in satırlarıyla “kalabalıkların acıdığı” bade içenleri bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.

Kitapta ana hatlarıyla yürekleri vatan ve millet aşkıyla yanıp tutuşan memleket sevdalılarının mücadelesi anlatılıyor. Eğitimci ve dava adamı sıfatlarını bünyesinde barındıran Necdet Özkaya’nın Adana'da bulunduğu yıllarda orada tüttürdüğü bir ocak olan Adana Kültür Derneği çevresinde gelişen olaylar bize kitabın ana konusunu oluşturuyor. Türkiye’nin ateş çemberi olarak nitelediği 1970-1980 döneminin anıları paylaşılıyor. Yazarın kendi ailesinden Türk milletinin var olma mücadelesine verdiği şehitler ve gazilerin çevresinde oluşan kitap, yazarın genç bir öğretmen olan ağabeyi Yavuz'un şehit edilmesiyle o yılları anlatıp, tarihe notlar düşüyor.

Adana Kültür Derneği bir devrin gelişmesinde öncü rol oynamış bir mekândır. Okunan, yazılan, tartışılan bir yer olması hasebiyle pek çok bilinçli insanın yetişmesine de kapı aralamıştır. Yazarımız bunu da vurgulamak isteyerek kitabını Adana Kültür Derneğinde yetişen şair Mehmet Ali Kalkan’ın “Gök Aradık Tuğlara” isimli şiiri ile bitirmektedir.

Yazarın kendi kitabı için yazdığı "Şimdi ya da birazdan bu “posta kutusu”nun kapağını usulca açarak adınıza postalanmış bu mektubu alıp okurken “memleket meselesi” deyip bir kutlu sefere çıkanların yaktığı ateşi ve bu ateşi söndürmemek için canla başla uğraşan fedakâr insanları hatırlayacaksınız. Hatta bu uğurda “batan güneşler” gibi serden geçenleri yâd edeceksiniz. Nefesiniz daralacak, yüreğiniz kabaracak belki de gözlerinizde damlalar birikecek ve siz, sessiz sedasız bir “Fatiha” okuyacak, sonra da “Allah cümlesine rahmet eylesin!” diyeceksiniz." satırları kitabın sizi nerelere sürükleyeceğinin en basit göstergesidir.

İyi okumalar.


Not: “P. K. 546” isimli kitap TÜRKAV Gaziantep Şubesi’nin Milli Kitap'a hediyesidir.

11 Nisan 2017 Salı

Kitap Tanıtımı: OĞUZHAN SAYGILI - KİTAPLARLA SÖYLEŞİ – 1



TÜRKAV Gaziantep Şubesi'nin “Kitap Hediye Ediyoruz Kampanya”sını duydunuz mu bilmiyorum. Eğer duymayanlar varsa Gaziantep TÜRKAV Vakfı sosyal medya üzerinden her hafta belli şartları yerine getirme vaadinde bulunan takipçilerine birbirinden farklı kitaplar hediye ediyor. Tek derdi kitap okumak ve kitap okutmak olan bu güzel insanlar ayrıca “Okuduğumuz Kitapları Anlatıyoruz" etkinliğini de hayata geçirmişler. Bu etkinliğin fikir babalarından biri olan Oğuzhan Saygılı hocamızın yeni çıkan kitabıyla Milli Kitap olarak bu hediye kitap kampanyasıyla tanışmış olduk.

İlgi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından yayımlanan kitap en büyük silahın fikir olduğu ve fikirlere ev sahipliği yapan kaynakların başında kitap geldiği için gençlerimize yol gösterir niteliktedir. “Kitaplarla Söyleşi-1” kitabı “Başarı Hikâyeleri, Batının Gözüyle, Osmanlı Çökerken ve Dost Acı Söyler” başlıklarıyla dört bölümden oluşmaktadır. Kitabın içeriğinde yazarın yıllardan beri yazmış olduğu kitap tenkitleri ve kitap tanıtımlarının çeşitli yayın organlarında yayımlanmış ve tekrar üzerinden geçilmiş yazılarından derlenmiştir. Çeşitli başarı hikâyelerinin de bulunduğu kitapta, yazar özgüven eksikliğine dikkat çekerek başarının ne olduğunu, başarmak için neler yapmak gerektiğini en güzel örnekleriyle okurlarına göstermektedir.


Bilgisayarlardaki verilerin sıkıştırılarak depolandığı dosyalar gibi hocamızın da kitabında pek çok kitap tanıtımının aynı anda yer aldığı yazılar bulunuyor. “Neyi, nasıl ve ne zaman okumam lazım?” sorusuna cevap verecek nitelikte yazıların bulunduğu kitap, kitapseverlerin mutlaka taraması gereken bir kaynaktır. Kitapta yer alan tanıtımlarının şekli genel olarak kitabın içeriğinden sayfalar, satırlar ve makaleler paylaşılıp kitapların önemli noktalarına parmak basılmış daha sonra da kitap hakkında kısa bir değerlendirme yapılarak sonlandırılmıştır. Hatta tanıtımlarda farklı kitaplarla karşılaştırmalar yapılarak dipnotlara yer verilmiştir. Kitabın isminden de devamının geleceği görülmektedir. Yazarın seçtiği kitapların tarih ağırlıklı olması ve özellikle Osmanlı Devleti’nin çöküş dönemini ve Türk tarihindeki Balkan bozgunu, Ermeni tehciri vb. konular üzerine olması dikkatleri çekmektedir. 

İyi okumalar.