25 Ekim 2016 Salı

Kitap Tanıtımı: YUSUF HALAÇOĞLU – ERMENİ TEHCİRİ



Tehcir, kelime anlamı olarak göçe zorlama, göç etmesine yol açma manalarına gelmektedir. Bizler ise tehcir kelimesine en çok Ermeni soy kırımı iddialarında denk geliyoruz. Bu yüzden de ciddi anlamda bu kelimelerden rahatsızlık duyuyoruz. Ancak bu konuda iddiada bulunanlar, Ermenilerin toplu bir katliama tabi tutulduğunu açıkça belirten bir kaynağa sahip değiller. Özellikle o dönemdeki hükümetin böyle bir emir vermiş olduğunu somut belgelerle ortaya koyamadıklarından Fransa, İngiltere ve Rusya tehcir kararıyla Osmanlı Devleti’ni paylaşma politikalarının önüne set çekilmiş olduğunu fark ederek bir suçlama tavrı takınmaktadırlar. Oysa adı geçen devletlerin politika raporlarında Osmanlı Devleti ile ilgili belgeleri görmek mümkündür. Fakat bu araştırmaları yapmak için bu devletlerin cesaretleri yoktur. Çünkü hepsi gerçeğin farkındadır.

Yüzlerce yıl Osmanlı Devleti ülkesinde huzur içinde yaşayan Ermeniler aradan geçen onca zaman sonra kendilerini neden bizim düşmanımız olarak görmektedirler hiç düşündünüz mü? Olayları objektif bir açıdan inceleyen tarih araştırmacıları soykırım yaşanıp yaşanmadığını kolaylıkla anlayabilirler. Soykırım iddialarının ispatı için sadece tehcir kanunu ile başka ülkelere gönderilen Ermenilerin nüfus kayıtlarının araştırılması ve ne kadarının öldürülüp ne kadarının sağ kaldığının ortaya konulması yeterli olacaktır. Öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin mezarlarının nerede olduğu, soykırım iddialarını ortaya atanların Türklerin bu katliamları yaptığını ispatlaması için toplu mezarları göstermeleri gerekmektedir. Yusuf Halaçoğlu “Ermeni Tehciri” isimli Babıali Kültür Yayıncılığı tarafından yayımlanan kitabında Ermeni meselesi hakkındaki iddialara belgelerle cevaplar vermektedir. Tehcir kararının nasıl alınıp, uygulandığını orijinal tarihî belgelerle derleyip bizlere sunmaktadır. Yazar ideolojik herhangi bir düşünceden uzak durarak, tamamen ilmi kıstasları temel alarak Ermeni tehciri konusunu incelemiştir.

Tarihi olaylar önyargıya kapılmadan, objektif olarak değerlendirilmeli ve haksız suçlamalardan, yargılamalardan uzak durulmalıdır. Çünkü tarih acımasızdır ve gün gelip aynı şekilde yargılayanları da yargılayabilecek konuma sürükleyebilir. Kaldı ki, bir toplum için en ağır suçlamalardan biri de soykırım iddialarıdır. Böyle bir suçun kabul edilmesi gelecek Türk neslinin evlatlarına haksızlık yapıldığının en açık göstergesidir. I. Dünya Savaşı’nın devam ettiği ve Türklerin ölüm kalım mücadelesi verdikleri bir zamanda Ermenilerin Ruslara yardım için büyük hazırlıklar yaptıkları unutulmamalıdır. Osmanlı Devleti de tedbir amaçlı, savaş müddetince Ermenilere mecburi iskân politikası uygulamıştır. Bu politikayı da en az kayıplarla yapabilmek adına elinden gelen gayreti göstermiştir.  Bu durumda bir devletin ne yapacağı soykırım iddiasında bulunanlara sorulabilecek en güzel sorudur. Siz olsaydınız ne yapardınız?


İyi okumalar.

19 Ekim 2016 Çarşamba

Kitap Tanıtımı: ŞABAN ALİ DÜZGÜN – MÂTÜRÎDÎ’NİN DÜŞÜNCE DÜNYASI



Türkler İslam dinini seçerek uygarlık tarihinde büyük bir zaman dilimini ve coğrafyayı etkilemişlerdir. Türklerin Müslüman olma sürecine en büyük katkıyı ise İslam düşünce tarihine derin izler bırakan Mâtürîdîlik mezhebi sağlamıştır. İslam düşüncesi içerisinde "akılcı hadarî" din anlayışının en önemli temsilcilerinden biri olmasına karşın İmam Mâtürîdî'nin hayatı, eserleri ve düşünceleri yeterince araştırılmamıştır. İmam Mâtürîdî aklı, Allah'ın yeryüzündeki terazisi olarak görmektedir. Bu özelliğiyle Türk coğrafyasının yetiştirdiği yegâne kişiliklerden biri olarak bilinmektedir.

Peki, kimdir bu İmam Mâtürîdî? Ahmet Yesevi, Yunus Emre ve Hacı Bektaşi Veli gibi bilge kişilerin manevi hocaları olarak kabul ettikleri bilge bir öğretmendir. Yazdığı kitaplar ve akılcı felsefesi ile büyük bir din âlimidir. Hoşgörülü, objektif ve çağdaş görüşleri sebebiyle Türkler arasında çok fazla saygı görmektedir. Gerçek bir imanın kör bir inançla değil Allah'ın verdiği zekâyı da kullanarak mümkün olacağını savunan bir âlimdir. Akıl ve inanç arasında bir denge olması gerektiğini savunan düşünceleri ile kendi döneminde yetişen halifelere danışmanlık yapmıştır (TRT AVAZ, 2016).

İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdîlik mezhebini anlatan pek az kaynak bulunmaktadır. “Mâtürîdî’nin Düşünce Dünyası” Şaban Ali Düzgün editörlüğünde Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları Bilimin ve Felsefenin Doğulu Öncüleri Dizisi'nin üçüncü kitabı olarak yayımlanmıştır. Kitap İmam Mâtürîdî’yi din ve dünya anlayışından Kur'an tasavvuruna, akıl ve vahiy kavrayışından tarih ve toplum yasalarına, siyaset kültürü ve yönetim erkinden ahlak kavramına kadar uzanan çeşitli konulardaki fikir ve görüşlerini yansıtmaktadır. Bu editöryal çalışma İmam Mâtürîdî'nin düşünce dünyasını güncelleştirmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca coğrafyamızın yetiştirdiği yeni âlimlere araştırma kapıları açarak, bizlerin dinî düşünce dünyalarına katkı sağlaması hedeflenmiştir. Eserde, ağırlıklı olarak İmam Mâtürîdî'nin Te'vîlatu'l-Kur'an ve Kitâbu't-tevhîd isimli Kur'an yorumlarının yer aldığı eserlerinden yararlanılmıştır. Bu eseler muhteşem bir din felsefesini, kelam ve fıkıh konularını anlatmaktadır.

“İnsan şunu da bilir ki kendisine düşünmemeyi telkin eden his şeytani vesveseden başka bir şey değildir; çünkü böyle bir davranış ancak şeytanın işi olabilir, amacı da kişiyi aklının ürününü toplamaktan alıkoymak, fırsatları değerlendirmesine ve arzusuna ulaşmasına vesile olan bu ilahi emaneti kullanmak konusunda onu korkutmaktır.” (Mâtürîdî, Kitabu’t-Tevhid, 172)

Uygarlıklar üzerine kafa yoran, insanlığın geleceği hakkında düşünen İmam Mâtürîdî benzeri düşünürlerin birtakım tespit ve uyarılarıyla “yeni bir uygarlık” konusunda bizlere fazla gecikmeden harekete geçilmesi gerektiğini öğütlemektedir. Yeni bir medeniyet tasavvuru için İmam Mâtürîdî ve Mâtürîdî düşünce ideal bir başlangıç noktasıdır. Kendi varlığının farkında olan bir kimse, öncelikle sahip olduğu bilginin dış dünyadaki gerçeklerle ne kadar örtüştüğünü, ürettiği kavramların ve bilgisinin ne kadar güvenilir olduğunu sorgulamak ihtiyacı hissedecektir (Onat, 2016). Bu ihtiyaç insanın yaradılışından kaynaklanmaktadır. "Duyular ötesinde olanı bilmek ancak duyular âleminin kılavuzluğu ile mümkündür" diyen İmam Mâtürîdî'nin anlatıldığı bu eseri her Türk okumalıdır.

İyi okumalar.

Kaynakça

Onat, H. (2016). www.hasanonat.net. http://www.hasanonat.net/index.php/107-yeni-bir-islam-medeniyeti-icin-maturidi-ve-maturidiligin-oenemi adresinden alınmıştır
TRT AVAZ. (tarih yok). https://www.youtube.com/watch?v=dRzIivZ__Qs adresinden alınmıştır
TRT AVAZ. (2016). https://www.youtube.com/watch?v=dRzIivZ__Qs adresinden alınmıştır






10 Ekim 2016 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: İSKENDER ÖKSÜZ – MİLLET ve MİLLİYETÇİLİK



Gerçekler ancak sahtekâr ve geri zekâlıları korkutur.

Erol Güngör

“Asabiyet”, son zamanların en meşhur lafıdır. Her şeyle ama her şeyle örtüştürülmeye çalışılan, sadece kendi gerçek anlamının bu çemberin dışında tutulduğu bir kavram. Her ne kadar Diyanet İşleri Dergisi Özel Sayısı’nda tercümelerin gündeme uygun olarak yapılmasından dolayı “asabiyet” kavramı “milliyetçilik”, “ırkçılık”, “kavmiyetçilik” olarak çevrilse de, sosyolojinin öncülerinden kabul edilen İbni Haldun “asabiyet” kavramını son zamanların popüler kullanımı olan “fanatizm” anlamıyla örtüşmediğini vurgular. Hz. Peygamber devrindeki gibi kullanılmadığını vurgular. İbni Haldun’a göre asabiyet, devleti bir arada tutan güçtür. Yani olumlu bir bağlayıcılıktır, dayanışmadır. Oysa asabiyeti internet ortamında araştırmaya kalktığımızda “partizanlık” olarak karşımıza çıkmaktadır. Hadislerin “sebebi vürud”uyla (niçin ve neden dolayı söylenmiş olduklarını) bize gösterdiği “asabiyet” meselesinin aslı şudur:

“Ashabdan Vâsile b. Ül-Aska anlatıyor:
Peygamber Efendimiz’e sordum:
-Ya Resûlallah! Bir kimsenin kavmini sevmesi asabiyetten sayılır mı?
Zât-ı Risâletleri buyurdular ki:
-Hayır!... Ancak kişinin, zulüm ve haksızlık hâlinde olan kavmine yardım etmesi asabiyet’tir.”

Hadisten de anlaşılacağı üzere yanlış tercüme insanların olaylara bakış açısını da etkilemektedir. Yukarıdaki bilgilere benzer, hatta daha fazlası İskender Öksüz’ün nam-ı diğer Ayhan Tuğcugil’in Panama Yayıncılık tarafından 2016 yılında yayımlanmış “Millet ve Milliyetçilik” isimli kitabında bulunmaktadır. Kitabın yazılma amacını bilimin, millet ve milliyetçilik hakkındaki söylediklerini uzman olmayan kişilerinde anlayacağı bir dille açıklamak olduğunu söyleyen yazar, sosyolojinin millet konusunda ne dediğini anlatmaya çalışarak millet ve milliyetçilik kavramlarını belli başlı yaklaşımlarla özetlemektedir. Birçok bilim dalına da değinilen kitapta, fizik, kimya, biyoloji ve tıp alanındaki deneylerin yanılma payının sosyolojideki yanılma payından daha az olduğu söylenmektedir. Çünkü sosyoloji millet gibi büyük toplum birimleriyle uğraşmaktadır ve bunlar teoridir. Bilim olan sosyolojide ise kesin kanun henüz yakalanamamıştır. Ayrıca sosyal Darwinizm, üstün ari ırk, üstün nordik ırk gibi Avrupa ve Amerika’ya hâkim teorileri incelememizin yararlı olacağını vurgulayan yazar, bahsedilen konuların hem dünya hem de Türk fikir ve siyasetini de etkilediğini söylemektedir.

Kısacası bu kitapta, sosyolojinin millet ve milliyetçilik konusundaki düşüncelerini, tespitlerini ve teorilerini bulacaksınız. Yakın tarihin çarpıcı örneklerle daha anlaşılır hale getirildiğine şahit olacaksınız.


İyi okumalar.